Muhammed Emir AKYOL/Youth Think Tank Genel Sekreteri

Beklentiler hayatımızın olmazsa olmazı. Ömrümüz bir şeyleri bekleyerek geçiyor. Gurbetteysek vuslatı, özlediysek kavuşmayı, hastaysak sağlığı, işimizde terfi etmeyi, başarılı olmayı ve daha birçok şeyi bekleyip duruyoruz. Beklentiler bizim için bu kadar önemliyken çevremizdeki insanlardan beklediklerimizi de teşrih masasına yatırabiliriz. Keza bu masadan çıkarılacak dersler hayal kırıklığına uğramaktan sakınmaya vesile olabilir.

Yalnızlığın insana has bir haslet olmadığı çok açık. İnsan kendisini ilişki yumakları içerisinde bulabiliyor. İnsanlarla kurduğumuz her temasın da birtakım beklentileri beraberinde getireceğini söyleyebiliriz. Bu temaslar içerisinde biz birilerinden bir şeyler beklerken birileri de bizim yapacaklarımız için beklenti içerisine girebiliyor. İşte hayal kırıklıklarını doğuran nokta da tam olarak burası. Sizin nazarınızda değerli olan, sevdiğiniz, saygı gösterdiğiniz bir kimseden beklemek… “O bana bunu yapmaz, benim için bunu düşünür.” Bu minvalde cümleler esasında bizim zihin dünyamızın üretimi. Yani beklenti içerisine girdiğimiz kişinin bu tasarılardan henüz haberi yok. Evet, karşınızdaki insan duygularınızı anlama, jest ve mimiklerinizi işin içerisine katma konusunda ehilse bu tasarıları sezebilir ancak hassasiyet noktasında ileri seviyelerde olmayan birisi için sizin tasarladıklarınızı okumak oldukça zor. İkili ilişkilerde bu girdaba kapıldığımız çokça an var. Bir kişiyle diyalog ve samimiyet geliştiririz. O kişiyi önemseyeme başladığımız andan itibaren sınırların keskinliği azalır ve sınırlar bir süre sonra kaybolabilir. Kaybolan sınırlar alma verme dengesini yerle yeksan eder, kendinizden vermeye başlarsınız. Daha çok vererek değerli hissetmeye çalışırsınız. Ve bu, elbette bir tefeci edasıyla değil, karşı tarafın hareketleriyle ilgili yüksek beklentileri beraberinde getirir. Sizin nazarınızda önemli olarak gördüğünüz davranışlarınızın karşılığını beklersiniz ve ufak bir ters hareket, bakış ve söz sizde derin bir hayal kırıklığına sebep olabilir. “Ben onun için ne fedakarlıklar yaptım, bana böyle davranmamalıydı?”, “Onunla yakınız sanıyordum, yanılmışım.”, Bana bunu nasıl yapar?”. Bu cümleleri kullanma sıklığımızı gözden geçirmek gerek. Eskilerin deyişiyle: “Umma ki küsmeyesin.” Ve sanmak insanı ziyan eder.

Dünya çetin imtihanlarla sarmalanmış bir yer. Hayata iyimser gözlükle bakmak maalesef her koşulda mümkün değil. Sizin kadar hassas olmayan, etraflıca düşünmeyen, söylediği lafın önünü ardını hesaplamadan konuşan ve gözünü kin, hırs ve kötülük bürümüş insanların da var olduğu bir evren burası. Dolasıyla çok sevdiğiniz, değer verdiğiniz bir kişi dünyanızı başınıza yıkabilir. Kendimizi yakın hissettiklerimize açtığımızı, zaaflarımızı ve zayıf yanlarımızı bu kişilerle paylaştığımızı da hesaba katınca kırgınlıkları bize yaşatan insanlar aslında hiç tanımadıklarımız, varlığından haberdar olmadıklarımız değil. Aksine sıkı fıkı, yakın olup birlikte vakit geçirdiğimiz insanlardan beklentiye giriyoruz. Süreç çoğunlukla hüsranla sonuçlanıyor.

Yakın hissettiklerimizden beklentiye girmemek elbette mümkün değil. Ancak şunu yapmak her iki tarafı da korumak adına ideal olabilir: Sınırını iyi çiz, kendini feda etmekten uzak dur. Alem insana emanet, yaratılmışların en yücesi bir anlamda iyiliğin de kötülüğün de timsali. İnsan gül bahçesi de oluşturabilir, binbir zahmetle oluşturulmuş bahçeyi yerle yeksan da edebilir. O halde beklentileri minimal hale getirmek belki de huzurun anahtarıdır.

Selametle.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir